Son Moda Saçmalar ve Nietzsche - Böyle Buyurdu Kültür - Prof. Nevzat Kaya - B03

  görünümler 70,125

Flu TV

11 gün önce

Bu hafta kültürel çalışmalar alanını, son moda saçmaları ve Nietzsche'nin kültür alanına etkisini konuşuyoruz.
00:00 Başlangıç
01:43 Alan Sokal: Belçikalı matematikçi.
02:55 Genesis: Eski Ahit’te Yaradılış.
08:27 Paul de Man: Fransız asıllı karşılaştırmalı edebiyatçı.
08:39 Jean François Lyotard: Fransız filozof.
09:49 Strüktüralizm: Yapısalcılık.
09:51 New Criticism: Metin analizinde metin dışı öğeleri göz önünde bulundurmayan eleştiri ekolü.
10:30 Linguistic Turn: Dilsel aktarım biçimlerini mercek altına alan akım,.
10:40 J. Carpenter - The Thing
11:19 Edimbilimsel: Sözün eylemsel bir olgu olarak incelenmesi.
14:29 Stagnasyon: Durağanlık.
15:24 Post-Strüktüralizm: Strüktüralizmden sonra tek çatı altında birleşemeyen farklı farklı akımlar.
15:30 Regresyon: Psikolojik gerileme.
16:04 Alm. Kültürel Çalışmalar: Kulturwissenschaft.
16:11 Aby Warburg: Musevi asıllı Alman sanat tarihçisi.
16:13 Moses Mendelssohn: Musevilerin aydınlanma vasıtasıyla Almanya’ya entegrasyonunu salık veren düşünce adamı.
17:54 Katolisizm: Hristiyanlığın reformasyona kadar Ortodoksluk dışında Avrupa'da tek mezhebi.
18:09 Pontifex Maximus: Roma İmparatoru ünvanı, sonra Papa için kullanılır.
19:21 Dionysos Dithyrambosları: Dionysos şenliklerinde söylenen doğaçlama şarkı, Apollon için söylenilen son derece sert ve değişmez ölçülere sahip olan “Paian”ın tam tersi.
19:25 Weimar Klasisizmi: 1786 yılında Goethe’nin İtalya seyahati ile başlayan ve 1832’ye dek süren Alman edebi ve felsefi akım. Son derece Klasik Yunan kültürüne odaklanarak, Avrupa Klasisizmlerinin en sonu ve en yetkini.
20:09: Geist (Hegel)
21:18 Bakkhalar: Euripides’in tragedyası.
22:10 Femme fatale: Ölümcül kadın
22:11 Femme fragile: Kırılgan kadın (erkekler tarafından öldürülen).
22:23 Plüralizm: Çoğulculuk, çokçuluk.
24:03 Alm. Kulturwissenschaft (tekil): Kültür Bilimi
24:08 Aby Warburg
24:12 İng. Marvelous: Olağanüstü, harika.
24:52 Freakshow: Ucube gösterisi.
25:08 Kör gücü: Kitlelerin karşı konulamayan gücü anlamında.
26:48 Kültür rölativzmi: “Herkes haklı” düsturundan kaynaklanan üstanlatısızlık.
26:53 Voltaire
29:56 Skriptosantrizm: Yazınsallık.
29:57 Pictosantrizm: Resimsellik.
31:53 Coolnes: Soğukkanlı.
31:59 12 Rules for Life: An Antidoteto Chaos - Jordan Peterson
32:05 Maps of Meaning: The Architecture of Belief - Jordan Peterson
32:15 Erich Neumann - The Great Mother: An Analysis of the Archetype
33:17 Sensory cinema: Duyusal sinema.
34:05 Mythic revival: Mitik canlanma.
FluTV "Dünyanın En Otantik İçeriklerini Sunan" yepyeni bir dijital platformdur.
Videolardan haberdar olmak için lütfen abone olun:
➡ bit.ly/FluTv
#BöyleBuyurduKültür #NevzatKaya #Nietzsche
Böyle Buyurdu Kültür serimizin diğer videolarını izlemek için:
➡www.kultur.flutv.online
Ayrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala katılın:
trpost.info/get/-xTvXTm-lrLWYk308-Km3A.htmljoin
Son Moda Saçmalar ve Nietzsche - Böyle Buyurdu Kültür - Prof. Nevzat Kaya - B03 videomuzu beğendiyseniz en güncel diğer içeriklerimize göz atabilirsiniz.
➡Ridley Scott - Olmaz Öyle Saçma Şey Z - S04B17
trpost.info/list/video/mrN5bZqjy9zYlHw.html
➡Gerçeği, Yalnızca Gerçeği - Olmaz Öyle Saçma Felsefe - Ömer Aygün - B11
trpost.info/list/video/eNyghYWFqtnQm54.html
➡Artık Eksen'de! - Stajyer - B06
trpost.info/list/video/ldZ4Zpqf07ewhXw.html
➡ÇİKOLATA - Olmaz Öyle Gastronomi - Şef Sinan Büdeyri - B09
trpost.info/list/video/g7Z6aGqCtZy-eYA.html
➡Robot ve Akıllı - Zamazingo - S02B03
trpost.info/list/video/oKmooaVhrrOYZGc.html
Kanalımıza katılın: uye.flutv.me
Patreon destek sayfamız: flutv.me
Kanal: flutv.online
Twitter: flutivi
Instagram: flutv.online

YORUMLAR
D ΛRTH
D ΛRTH 39 dakika önce
Nietzsche'nin Kürt kökenli olduğunu pek bilinmez.
İpek Arslan
İpek Arslan 13 saatler önce
Keşke bu kadar bağırmasan be hocam.
eguzelant
eguzelant Gün önce
Hocam Beyond Two Souls, Detroit Become Human oynamamış :) Bence oynarsa fikri etkilenir
Captain Capt
Captain Capt 2 gün önce
Limon Bazardaki gümüş satanlara benziyo üslubu
Kadir Mısırpüskülü
Kadir Mısırpüskülü 2 gün önce
Nietzsche candır, üzümlü kekim.
Amir sara
Amir sara 3 gün önce
bu nasıl edit? rahatsız edici
Mustafa Özer
Mustafa Özer 3 gün önce
Bu seferki baydı
Govinda Van Maele
Govinda Van Maele 3 gün önce
Harika bir program olmus,dilinize dimaginiza saglik, devami gelsin lütfen.
Bora Bingol
Bora Bingol 3 gün önce
Yine mükemmel bir bölüm de... Bir, Atatürk övmüşsünüz, iki, Jordan Peterson demişsiniz, ama hala linç gelmemiş. Çok enteresan.
Herr Tierarzt
Herr Tierarzt 4 gün önce
Nasıl bir düdüklü tencereye sıkıştığımın (çevrenin yardımıyla kendi kendimi sıkıştırdığımın) adını koyabiliyorum artık. Göte, göt demek istiyorum ben artık ya! Nasıl çıkılacak bu Politic Correctness bok çukurundan?
Tarathiel Evindal
Tarathiel Evindal 4 gün önce
İlker beyin sorularının ilker beyin soruları değil bunu anlayarak izlemek daha görüş açıcı olur, İlker bey sorulan saçma soruları bilir kişiye sorup soruların ne kadar saçma olduğunu gösteriyor bu bakış açısıyla izlersek daha faydalı olur.
denizdeniz16
denizdeniz16 4 gün önce
J.peterson`in asiri cikislarindan rahatsiz olan hoca, acaba tolkien cikisinda benzerlik goruyor mu?
mustafa özin
mustafa özin 5 gün önce
Hiçbir halt anlamadan ama “dur dur, önemli şeyler konuşuyor Nevzat hoca sanırım. Anlamasam da belki bir şey bulaşır umuduyla sonuna kadar dinledim Bir şeyler bulaştı ama ne derede doğru bulaştı bilmiyorum Belki bi canavar yarattınız:)
Gökhan Tahan
Gökhan Tahan 5 gün önce
Nevzat Hoca bir defineydi ve flu tv bu defineyi çıkardı.
ekinsu karabeyoğlu
ekinsu karabeyoğlu 5 gün önce
nevzat hocamla döve döve kültür. Yalın alpaydan sonra en sevdiğim seri oldu. Hatta belki en sevdiğim.
Devrim Özcan
Devrim Özcan 5 gün önce
Milattan önce işte bilmem kaçıncı yüzyılda Güney İyonya keçisi üslubu...
Mehmet C.
Mehmet C. 5 gün önce
İlk 35 dakika Yüzük görmüş Smeagol gibi izledim, 36. dakikada yine Gollum'a bağlattınız beni sayın Hocam.
mehmet aydınol
mehmet aydınol 5 gün önce
Saniye saniye içeriğin yazılmış olması 😊
Yimur
Yimur 5 gün önce
Enteresan.. ilk kez bu kadar akılcı konuştuğunu gördüm..daha önce iskembeden çıkıyor gibiydi...ilacını almış bu sefer herhalde...:))
A DANIŞMANLIK consulting
A DANIŞMANLIK consulting 6 gün önce
Özet hiç kimse bi bok u idda edemez bilen bildiğini sanan larda bu çolpa bilgileri satar ekmek yer bizde ahval aval dinleriz bu videoyu yapan da ekmek yer.
Zogg theMaster
Zogg theMaster 6 gün önce
bandersnatch konusunda bi kaç meramım var. bandersnatch ile detroid: become human ne kadar farklı yollardan o noktaya ulaşsalar da aslında yaptıkları şeyler aynı, birine oyun diğerine diğerine dizi dememizin sebebi ise tüketim mecrasının farklı oluşu ve o mecralara özel bi kaç nüans dışında bi deneyim farkları yok, evet bu kadar çünkü bu konudan kütüphane çıkar
İnteresting İdea
İnteresting İdea 6 gün önce
Nevzat hocanın kamerası ve sesi daha iyi olsa çok güzel olur 🤞
Atalay Deveci
Atalay Deveci 6 gün önce
Fizik okurken arkadaşlarla beşeri bilimler fakültesini gösterip "hahaha pseudoscience" diyip dalga geçiyorduk. Böyle hocalar olduğunu keşke o zaman bilseydim.
HoratioPolonius
HoratioPolonius 6 gün önce
96 Dislike Alan Sokal'dan
büyük kitaplık
büyük kitaplık 6 gün önce
Hocamiz kultur bilimi okuma listesi onerisi yapacak mı
Hasan
Hasan 6 gün önce
Öyle veya böyle tüm bu kültür krizinden kurtuluşun "rasyonalite" de saklı olduğunu düşünüyorum. Beklentim aklı önceleyen bir neo aydınlanma çağı.
Egemen Tanik
Egemen Tanik 7 gün önce
Baş parmak aşağı yapanlar: 21:23
Chucky Reyiz
Chucky Reyiz 7 gün önce
Sosyal bilimleri okumuş olanlar gerçek üniversite mezunu değillerdir.
Demet Akgul
Demet Akgul 7 gün önce
Helal İlker Canikligil'e, bir de yorum yapıyor.
Homing Bear
Homing Bear 7 gün önce
Nevzat hoca spamlayın lütfen doyamıyoruz.
bigg bang
bigg bang 7 gün önce
Adam türkçe konuşuyor.
monşer
monşer 7 gün önce
bu sohbet fazlasıyla entelektüel ben kaçar shjs
Asaf Ran
Asaf Ran 7 gün önce
Yine harika bir bölüm seyrettim. Kafam kafam çölde yuvarlanan çalı topuna döndü hiç bir şey anlamadım. Ama keyif aldım. Şuan hiç bir şey anlamadıysam ne kadar cahilmişim dedim. Üzüldüm. 🤤
Corvus Bonaventure
Corvus Bonaventure 7 gün önce
İlker Canikligil, bize bu adamları tanıttığın ve dinleme fırsatı verdiğin için sana teşekkür ediyorum.
koyukupa
koyukupa 7 gün önce
Bu adam fenomen olmalı.Müthişsin öğretmenim.
Teknikaly Fit
Teknikaly Fit 7 gün önce
- "Bu ülke ne zaman adam olur?" - Burada 300-500 kelime derin analizler gördüğümüzde ve bu analizler belli bir sayıda like aldığında.
Sevim Gökçe
Sevim Gökçe 7 gün önce
içeriği unutursanız Okan Bayülgen konuşuyor
Rana Önoğlu
Rana Önoğlu 8 gün önce
Hocam özür dileyerek kurgusu sebebiyle bu yayını izleyemediğimi ama çok izlemek istediğimi belirtmek isterim. Yalvarırım biraz daha smooth kesin, kurgucuyum ben mahvoluyorum
Mesut kılıç
Mesut kılıç 8 gün önce
Peki ya o sondaki iltifatın kalitesi? İlker Hoca orayı açıp açıp izliyordur kesin :D
Sümeyye Gültekin
Sümeyye Gültekin 8 gün önce
Harikaydı harika 👍😁😁😁Soluksuz dinlenir bu bölümler. Özlemişim hocamı ve derslerini 😀
river tide
river tide 8 gün önce
George Carlin yine çok haklı çıktı.
ilmarinen
ilmarinen 8 gün önce
gicik oluyorum bu fotoya
Adilcan Demirel
Adilcan Demirel 8 gün önce
İyi ki varsınız be...
Mert İdil
Mert İdil 8 gün önce
Bir bilgisayar Mühendisliği öğrencisi olarak sosyal bilimler konusunda en azından temel düzeyde bilgim var ve yorum yapabiliyorum diye düşünürdüm her zaman. sonra bu programı izlemeye başladım...
Okan D.
Okan D. 8 gün önce
Ben nereyi kaçırdım ya
yo k
yo k 8 gün önce
ses daha iyi olabilir
VtheVagabond
VtheVagabond 8 gün önce
Nevzat Kaya hocam hep gelsin hep dinlerim, bu kanal dışındaki diğer videolarını da takip ediyorum dinliyorum. (Bager Akbay, Serhan Bali yi de es geçmemem lazım lütfen hep görelim sayın Flu TV Admini çok muhterem İlker Beyefendi hocam)
VtheVagabond
VtheVagabond 8 gün önce
21:25 - 21:28. Yeni bir fenomen doğdu hayırlı olsun
Çokkk Saçma
Çokkk Saçma 8 gün önce
Video sürekli takılıyor gibi ilerliyor, sanırım editlerken zamandan tasarruf yapılmak istenmiş ama çok sinir bozucu ve dikkat dağıtıcı. Teşekkürler.
Gökhan Somuncu
Gökhan Somuncu 8 gün önce
oooo FLUTV videosunda time-stamp ler gördüm ....
Serkan KOÇ
Serkan KOÇ 8 gün önce
Den Sinn der Welt und des Lebens erzählen. wunderbarer Professor
Ayyuce YURDAKUL
Ayyuce YURDAKUL 8 gün önce
Lütfen şu konuşma arasındaki sessizlikleri atlatma olayını - adı her neyse- yapmayın videolara, acaip kötü oluyor, konsantrasyonu bozuyor konu zaten ağır, anlamayı iyice zorlaştırıyor.
Bahadır
Bahadır 8 gün önce
İşte SosyalBilim diye birşey yoktur. SosyalYorum diye birşey vardır çünkü onlar nesnel somut bilgiyi üretemez ve dayanak noktaları yine subjektif görüşler olduğu için sonuçta sadece yorumlayanların yorumlarını bir daha yorumlarlar. Nihayetinde iterasyon sonucunda anlaşılmaz birbiriyle anlamsız zıtlıkları savunan görüşler ortaya çıkar. Üniversiteleri incelerseniz protestolar, yürüyüşler Sosyal alanda okuyanların kesimde gelişir. Mühendislik, Tıp, Fen gibi uygulamalı alanda hiç göremezsiniz. Fakat bu tarz görüşler de olmalı tabi ama her kesim de kendini bilmeli.
alp ismen
alp ismen 8 gün önce
Beynim titredi zevkten
Hüseyin Kaya
Hüseyin Kaya 8 gün önce
29:56​ Skriptosantrizm: Yazınsallık. 29:57​ Pictosantrizm: Resimsellik. Google da araştırdığımızda sadece bu video çıkıyor 🌼
Alaskan Crab
Alaskan Crab 8 gün önce
Zırva diye geçiştirdiğiniz Derridacı söylem esasında tahakküm oluşturabilecek her türden kuralcı ve son hali budur daha ötesi olamaz, olarak kabul gören sistemlerin öyle olmadığının sezdirilmesini amaçlayan bir yöntemdir. Sürekli yolda olmak, hakikati hiçbir şekilde kapsayamamak ön kabulünde olan herkes bilsin ya da bilmesin, bu minvalde ilerler. Şöyle bakmak lazım, Hadi arkadaşlar Derrida haklıymış herkes her yazıda istediğini anlasın hoppaa tarzı bir durum söz konusu elbette değil. Derrida'nın mirasçılık anlayışını, onun gelecek demokrasi görüşünü, dekonstrüksiyonun içerisinde bulunan temel etik kaygıyı anladıktan sonra, hala hak vermeseniz bile en azından zırva demekten vazgeçeceğinizi düşünüyorum.
Attor Safar
Attor Safar 9 gün önce
32:15 Erich Neumann C.G Jung un yahudi bir oğrencisi. Bilmeyenler icin ;)
Ihsan Bayezid Kocatürk
Ihsan Bayezid Kocatürk 9 gün önce
Üstatla daha çok video gelsin çiçek sular gibi kültür partiküllerini yağdırıyor üzerimize.
S
S 9 gün önce
Ne diyon kanka ya
Mustafa AKARSU
Mustafa AKARSU 9 gün önce
Alev Alatlı ile aynı şeyleri söylüyorlar. Sadece söyledikleri dil farklı.
Selçuk Uslu
Selçuk Uslu 9 gün önce
böyle konuların youtube ortamında fast food tüketim şeklinde tartışılması çok faydasız bence. Derrida falan konuşup 'zırva' diyebiliyorsun, sonra gelip fanboyların 3 sayfa Derrida okumadan, 1 video izleyip senle tartışmaya girebiliyor. Ben birçok söylemine katılmasam da hoca sonuçta bilgi birikimi derin olan bir insan, üniversite ortamında falan tartışılabilecek konular, zırva da dersin ona buna özellikle böyle bir bilgi birikimin varsa. ama felsefi temeli olmayan bir toplum önünde böyle bir tartışma yapmak saçma bir echo chamber yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. illa yapılacaksa da farklı görüşlerden kişileri bir araya getirmek veya program süresini uzatıp söylenilen büyük lafları bir temele oturtmak daha faydalı olur.
Korean Halaymaster
Korean Halaymaster 9 gün önce
Sürekli içip içip sağa sola sataşınca ben de nereye ne yazdığımdan emin olamıyorum çoğu zaman. Bir önceki bölümde sanırım hocaya biraz kızmıştım. Neyse ki hoca bu bölümde kendine biraz çeki düzen vermiş de (ekrandan da olsa) alnından öptüm, barıştık...
Gülsüm Kozan
Gülsüm Kozan 9 gün önce
İlker hocanın moderatörlüğü agorada dolaşıp insanlara soru sorarak dimağlarını açan Sokrates gibi değil mi?
Pyotr kropotkin
Pyotr kropotkin 9 gün önce
Yavaş ve türkçe konuşmaya davet ediyorum nevzatcim.
Can Yavaş
Can Yavaş 9 gün önce
Çok sevdim bu videoyu laaan 😂😂😂
k a
k a 9 gün önce
Abi sadece 2 dakika fazla olsaydı şu kurgu, biraz nefes alsaydı Nevzat Hoca, ben nefessiz kaldım.
emre şahin
emre şahin 9 gün önce
Çoğu şeyi anlamıyorum ama yıne de dınlıyorum.
Muhammet Yusuf Yazıcı
Muhammet Yusuf Yazıcı 9 gün önce
Lisede sinemama koku ekleyeceğim derdim gülerlerdi. Yalnız bir hayalperest olmadığımı bilmek rahatlatıcı teşekkür ederim hocam.
burcu guler
burcu guler 9 gün önce
Ya nasıl seviniyorum, nasıl seviniyorum sizi görünce anlatamam. Şunu eklemek istiyorum, sadece antropoloji, dil bilim, kültür araştırmaları konularında değil, örneğin biyolojinin konusu olan hayvan davranış bilimi, evrim, ekoloji (hani ekonomistlerin ekosistem ekosistem diyerek içini boşalttıkları ekolojik sistem) ve daha nice gerçeklik bilgisini görmezden gelmişler, dalga geçmişler yıllarca, ki bunların içinde biyologlar bile var. Küresel iklim değişikliği mevzusu nereden baksanız 100 senelik bir mevzu. Köpeğin zekasını ölçmek için eline anahtar tutuşturmuşlar örneğin. Önce mitlerle her şey insan için yaratılmıştır fikri, moderniteyle insan zekası en ileri, ya da evrimsel olarak insanın en üst noktada olduğuna inanma şeklinde evrimleşmiş. Yani bu manada tüm hikayeler aynı noktadan başlıyor. Çünkü hikayeler tamamen bizim zihnimizin, beynimizin evrimine uygun bir öğretme modeli. Hem tür olarak taklid ederek öğreniyoruz (pek çok memeli de var) hem de bir takım bilgileri bir hikaye içinde öğrendiğimizde daha fazla aklımızda tutabiliyoruz. Yani kurgu kültürün temeli, bu temel de kurabilen yani zihninde yaratabilen olan insan ve onunla alakalı her türlü yaşayış kurabilmenin büyüsüne kapılıp, kendini sarsılmaz gerçeklerin içinde, sanki bir yaratıcıymış gibi konumluyor. Her çağda, o çağda yaşayanlar için olmazsa olmaz olan şey kendi yaşayışına, çıkarına uygun bir ideolojiye sahip çıkmak, geriye dönük bir şekilde o ideolojiyi haklı çıkartacak yeni baştan tarihler tasarlamak. İktidar olmak için bir hikayeniz ve o hikayeyi dayandırdığınız bir tarih simülasyonu olmalı. Eee sonra ikinci dünya savaşında ne oluyor? Biz eğer sırf insanız diye her şeyden üstünsek, bu insanlar içinde bazıları bir nedenden, belki sadece alman oldukları için geri kalan her şeyden de üstün olabilir, böcekleri nasıl telef ediyorsak, insanları da edebiliriz diye rahatlıkla düşünülebilirler. Kaldı ki kötülüğün sıradanlığı ile alakalı hoş olmayan bazı deneyler gösteriyorki, empatiyi dahi (tür özelliği, default olarak geliyor, yüzme gibi sonradan öğrenilmesi gereken bir şey değil) kapatabildiğiniz koşulları yaratabiliyorsunuz. Bunca tarihsel tasarım, hikayelerle birlikte simülasyonun temelini oluşturuyor. Bu nedenle fizik, bir dil olan matematik, kimya gibi disiplinler hem bu konuya zıt düşecek bakış açıları sunmazlar, mühendislik de eklenince ve teknolojik ürünler bizim üstünlüğümüzü her geçen gün daha da pekiştirirken, insanı olduğu gibi bir hayvan olarak görmek gittikçe zorlaşır. Ee tabi bir de soğuk savaşla birlikte iki zıttın aslında nasıl da aynı davrandığını gördükleri, hikayelerin reklam ve manipülasyon teknikleriyle insanı güdecek biçimde tekrar tekrar nasıl da birbirine benzer biçimde yeniden üretildiğini görürler. Bilimkurgunun yeni dalga denilen akımıyla beraber, hikaye üzerinde çok durulmaya başlanıyor. Çünkü gerçeklikler yani yaratılmış irili ufaklı ama aslında birbirinin benzeri pek çok insan simülasyonu kendi haklılığını kanıtlama peşine düşmüşken, nükleer bomba yapma, hatta bunu kullanma noktasına gelen globalleşmiş insan hikayesinin sorduğu özgürlük mü eşitlik mi sorusunu düşününce, yaşamın kendisinin tamamen bir hikayeye dönüştüğünü görenler bunun nedenini merak ettiler bence. Adamların elinde nükleer silah var, ne özgürlüğü ne eşitliği hocam, ne alaka demiştirler haliyle. Bilimin her alanda özelleşmesi, kendi içinde aşırı detaylanması da, hikayelerin avantajına oluyor tabi. Size ne alaka gelebilir ama bence çok ilintili : Gretha evladımın dediği gibi marstaki kolonide yaşayacak %1lik azınlıktan değilseniz, küresel iklim değişikliği konusuyla uğraşmaya başmanızın zamanı gelmiştir. Yani şimdi hikaye ne? Dünya bitti artık düzelmez, ee napalım ? Çok basit. Oksijeni dahi olmayan bir çöl bulalım, oraya en baştan atmosfer yapalım, ağaçlandıralım, orayı yaşanabilir hale getirelim. Ya oksijen yok oksijen, daha en az bir 100 sene orada oksijen olmayacak, gitsen bile ya kafana bir kavanoz geçireceksin.
İkrime Yıldırım
İkrime Yıldırım 9 gün önce
Postmodernizmin "meta anlatıları" yıkma çabasını, Albert Camus'nün Defterler'indeki bir sözüyle çok uyumlu buluyorum: "Buda, Tanrısız bir dini öğütler ve birkaç yüzyıl sonra sunağın tepesindeki yerini alır. Buda, Tanrı olur." Bugün de postmodernizm, modernizmin Tanrıları olan "meta anlatılar"dan arınmış bir dünyayı öğütlüyor, fakat bizatihi kendisinin bir meta anlatıya dönüşme riski var. Birkaç yüzyıl sonra sunağın tepesindeki yerini alır. Çünkü postmodernizm de, en az modernizm kadar despotik bir vecheye sahip.
ByRAM
ByRAM 9 gün önce
İlker Canikligil'e hodri meydan diyorum. Karşısına yoldan geçen bir adamı alsa, bu adamda her ne cevher varsa, aynı başarıyla ortaya çıkartabilir mi?
Furkan POLAT
Furkan POLAT 9 gün önce
Erich Neumann - The Great Mother ve Maps of Meaning - Jordan Peterson kitaplarının türkçe çevirisi yokkk. Flu tv, bir çevirmen tut biz aboneler de fonlayalım ve amme hizmeti olarak ta pdf ini herkese açık paylaşalım. Nasıl?
FATİH MORCA
FATİH MORCA 9 gün önce
Sosyal bilimler 40 yıldır bir durağanlık içinde; meta öyküden yoksun olmanın sonucunu yaşıyorlar... Herkes kendini derya deniz sanıyor. Bu yanılgı ile anarşik bir zemin oluşuyor... Buradan çıkış için; bir yolunu bulup değerler silsilesine boyun eğmek tek çıkış gibi görünse de çok zor bir süreç...
SOGANCİBABA tınkır
SOGANCİBABA tınkır 9 gün önce
Azcuk kültür(lenin) :D
Müge Dulun
Müge Dulun 9 gün önce
İlker Canikligil: Sinemanın geleceği? Nevzat Hoca: Son derece bütün duyulara hitap etmeye başlayacak Yine Nevzat Hoca’dan ilham alarak ben: It’s a Brave New World yani😎 Var olasın hocam; yine bütün dertlerden uzaklaştırdın o güzel enerjinle ve muazzam dimağınla sarsarak🙏 ps: Eğlencelik bir kitap okuyorum şu an: Tom Robbins’in Ağaçkakan’ı. The Architecture of Belief’i sıraya koydum ama sizi dinledikten sonra. Nokta atışı için teşekkürler 🙏
s. g. siebitte
s. g. siebitte 9 gün önce
Harika video olmuş özellikle akademinin freakshow olması kısmına bayıldım.
Mustafa Preşeva
Mustafa Preşeva 9 gün önce
Helal :)
Levent Renda
Levent Renda 9 gün önce
Hocam o kişiye kadro açılmış- başkası başvuramasın diye böyle bir ucubelik yapılmış- kişinin cv sinden bir çalışma seçmişler- ona uygun olarak kişinin ismini vermeden tarif yapmışlar; fakültelerdeki her alanda bu mevcut
Murat aluçlu
Murat aluçlu 9 gün önce
Üniversiteleri Yıkın Hocam(!)
Emir Sipahioğlu
Emir Sipahioğlu 9 gün önce
"Nefes almadan", anlatılıyor gibi... Dikkatim dağıldı. Neden bu şekilde montaj yaptınız? Tamam zamanımız hız çağı, hemen tüketiyoruz her şeyi fakat bu değil, bu tip paylaşımları koştura koştura dinletmenin manasını anlayamadım. Saygılar
cem türkoğlu
cem türkoğlu 9 gün önce
İzlicem ama bağırırsa kapatırım
odunc_ yasamlar
odunc_ yasamlar 9 gün önce
Nevzat hocam, enerjilendirdiniz varolun 😊
Erdi Erdoğan
Erdi Erdoğan 9 gün önce
Sevgili İlker Canikligil. Çok teşekkür ederiz harika bir seri daha. Nevzat hocanın bilgi birikimi çok etkileyici. Şöyle bir öneride bulunmak istiyorum; sizin moderatörlüğünüzde Yalın ALPAY - Nevzat KAYA - Ömer AYGÜN - Bager AKBAY'ı bir araya getirerek bizlere bir şölen yaşatmanız mümkün müdür? Bu şöleni yılda 2 veya 3 defa olacak şekilde bir galaya çevirip, takipçilerin en çok oylayacağı bir konu üzerinden oluşturmanın çok leziz olacağı düşüncesindeyim. Teşekkürler
Gökser Pirik
Gökser Pirik 9 gün önce
Aslinda cok guzel detaylatdan birisi politocally correct kismiydi :) Nevzat hoca da arada eskide kalmis bir sorun gibi konussa da kendisinin de "Yanlis anlasilmasin.. tabi kotu degil " diye duzeltmeler yapmak zorunda kalmasi... Aslında bu pc konusu hem olmaz oyle sacma sey hem de kultur programinda konusulabilecek guzel bir konu. İlker hocanin 21.yyda uzun metraj film veya dizi cekmeme sebepleri listesine kesin girer. Ayrica Nevzat Hoca gibi PC nin farkinda birisinin sinemanın geleceğine cok dikkat cekmesi sinemada PCnin azalacagini mi dusunuyor diye düşünmemi sağlamadı degil :) Not: Olasi bir otantix bolumunde istek karakterim nevzat hoca! PC: Politically correct
metin koç
metin koç 9 gün önce
21:24 ahaha affectler müthiş
NickTheChopper
NickTheChopper 9 gün önce
İlker Bey yüksek sesin kulaklara zararı var. Karşılıklı konuşurken Nevzat Kaya'nın sesini biraz kısın.
Abdulhamit Burak Kasımoğlu
Abdulhamit Burak Kasımoğlu 9 gün önce
Senin daşşağın yiyim Hocammm... İlker senin de bilgi birikimine helal olsun konular arası geçiş ancak bu kadar güzel yapılırdı Hoca bu kadar açılırdı...
Okan Ugurlu
Okan Ugurlu 9 gün önce
+++
Çiğdem Oruç
Çiğdem Oruç 9 gün önce
Arkeoloji serisi bekliyorum artık.
miles
miles 9 gün önce
Çok yazık ediyorsunuz çok. Derrida okumayanları soğuttuğunuz gibi Derrida okumaya heveslenecekleri de Derrida okumadan ahkam kesmelerine fırsat verecek şekilde daha baştan soğutuyorsunuz. Derrida metin okumaya, en aşağı hayata ve etike önem verdiği kadar önem veriyordu. Okumaya, metin okumaya sırf bu yüzden değer veriyordu. Sizin yaptığınız ise hiç etik değil ne yazık ki. Bu topraklarda her şeyi neredeyse geç buluyoruz. Derrida gibi değerli bir yazarı daha tam bulamamışken kaybettirmeye çalışıyorsunuz. Yakışır mı bir akademisyene görüşüne katılsa da katılmasa da tarihe mal olmuş bir düşünürü bir kalemde harcamak? Derrida’yı yorumlayanlarla Derrida’yı karıştırmamak lazım. Derrida’yı okumayanlarla okuyanları karıştırmamak lazım. Okuyanla okumayanı karıştırmamak lazım.
Meta Cortex
Meta Cortex 9 gün önce
@miles melis hocamız sizi balkondan yani twitter hesabında yorumlamış. Amerika keşfedilmedi oysa...
miles
miles 9 gün önce
Ve ne yazık ki yine Derrida’nın kendisini okumadan yazmışsınız (bir de yazmak yerine hazır kaynaktan cevap tercüme ettirmişsiniz). Ve Siz kendi cehaletinizi tasdik etmiş oluyorsunuz. Yazdığınız bu eleştirilerin hepsine de ayrıca gerekli cevaplar verilmiştir. Bunu da zaten araştıranlar bulur, bilir. Siz yaptığınızı haklı çıkartıyorsunuz madem, o zaman hak verelim size: Evet, videoda söylediklerinizle ve yazdıklarınızla pek çok düşünürü (Derrida da dâhil) tahkir ediyorsunuz. Evet hak veriyorum size, haksız yere sataşıyorsunuz. Evet, haksızsınız, çünkü okumadan yazmak, yani bu durumda Derrida’nın kendi metnini açmadan hüküm vermek etik değildir: Yargısız infazdır. Metnin dışından müdahale etmektir. Evet hak verelim Derrida’ya: Mémoirs pour Paul de Man’da, linç kültürüne karşı çıkmış ve bir yazarın yazılarının yazarın yaptıklarından bağımsız okunabildiğine vurgu yapmıştır, ve haksız yere “çamur at izi kalsın” siyasetinin hiç etik ve adil olmadığına dair dikkat çekmiştir. Evet Derrida’ya hakkını verelim: onu okumadan ahkam kesenlerin hâkim sıfatıyla hükümler vermelerinden sakınalım. Ama biliriz ki, Derrida bize hatırlatır ki, hak ve hukuk dekonstrüksiyona tabidir. Bir tek adalet dekonstrüksiyona tabi tutulamaz. O yüzden haksız olduğunuzu söylemem adilce değil. Belki insafa gelir de Derrida okursunuz, okutursunuz (Belki bunun için Heidegger, Hegel, Kant, Blanchot, Saussure, Aristoteles, Joyce, Platon, Descartes, Nietzsche, Paul Celan, Lévinas, Rousseau, Marx, Valery, ve bunun gibi pek çok yazarın metinlerini didik didik eder, ömrünüzü ahkam kesmek yerine yazıya, söz söyleyenin dediğine kulak kesmeye, söze vaatkârca yazarak icabet etmeye, misafirperverane davranmaya adarsınız - Derrida gibi-) ve sadece Derrida’ya değil, buralarda bile sizi adil olmaya davet edenlere de adil davranmaya çalışırsınız. Umulur ki belki. Umulur ki belki ben de size adil davranabiliyorumdur... Umarım bu yazdıklarım sizi düşüncede ağırlamaya davet olur - ki siz de öğrencilerinizi (zaten mutlaka belli ölçüde yaptığınızı tahmin edebileceğimiz üzere) bu davet üzere okutursunuz.
miles
miles 9 gün önce
Ayrıca Derrida tam olarak şöyle yazmıştır: “Il n’y a pas de hors-texte”. Yani “metin-dışı yoktur”. Bu şöyle açımlanabiliyor: Metni dışarıdan yorumlayan, veya metnin dışında bir yaratıcı olarak yazarın, veya onun yorumcularının ve o yorumcuların yarattığı geleneğin ve tüm bunların otoritesi değildir metni metin yapan. Metni metin yapan, dili kullanan herkesin o metnin yazısını başka anlam otoritelerinin tahakkümü olmadan yeniden çözümleyebilme kapasitesine olan açıklıktır. Bu açıklık olmadığı zaman metinlerin, onları yapılandıran bilimsel geleneğin veya o gelenek gibi her türlü geleneğin (bu bilimsel gelenek olsa bile) “diline” oturmuş ve kanıksanmış otoriter öğenin boyunduruğu altına girme riski vardır. Derrida bu cümlenin bulunduğu “de la grammatologie” metninde bunun bir örneğini etnoloji ve dilbilim örneği üzerinden göstermiştir. Kısacası Derrida, yazının kendine gidilmesini, onun açılıp üzerine yazılmasını, bunun da çok ciddi bir titizlikle yapılmasını vurgular ve uygular. “Metin-dışı yoktur” bunu açar. Şüphesiz ki bu mesaj dahi burada bu cümleyi metne daha fazla nüfuz etmeden kısaca ve hızlıca “anlatmaya” çalıştığı için, metnin-dışından konuşmaya yeltenir gibidir. Buna yeltenmemek için burada makale yazmak gerekirdi.
Oktay Değirmenci
Oktay Değirmenci 10 gün önce
Bölüm 3: Pozitivizm tartışmasının sosyolojinin yöntemi ve değer yargılarıyla(Politik eylemler bilimsel olarak temellendirilebilir mi tartışması) ilgili olduğunu söylemiştik. Bu tartışmanın iki cephesindeki düşünürlerden biri, felsefi sosyal teori geleneğinde (Hegel, Marx) yer alan Frankfurt okulu üyelerinden Adorno ötekisi ise eleştirel rasyonalistlerden Karl Popper’dır. Tartışmanın taraflarından Adorno sosyal kuramların temel hareket tarzı olarak bütünlüğü (totalite) savunurken Popper sosyolojik kuramların tikelden hareket etmesi gerektiğini düşünüyordu. Tarafların uzlaştığı noktaysa kuram oluşturmada değer yargılarının daima işe karıştığı düşüncesidir. Totallikten kasıt yapısal bağlardır. Sosyoloji toplumsal yapıları, bu yapılar arasındaki bağları ve toplumsal-yapısal değişimlerin temelindeki dinamiği (değişimi sağlayan güç, bu kimi zaman sınıflar arası mücadele (Karl Marx) kimi zaman toplumsal yapının o anki konstellasyonundan kaynaklanan güç dengeleridir (Norbert Elias). Sosoyolojinin totalden (bütünden) hareket etmesi gerektiğini savunan Frankfurt okuluna göre tikelden hareket edildiği sürece ana sorun ya da sorunların ne olduğu ortaya konamaz ve yalnızca bu sorun ya da sorunların semptomlarıyla beyhude bir uğraşıya yelken açılır. Frankfurtlulara göre ancak totalden hareket eden ve kendi üzerine dönüp düşünen bir sosyoloji bilim olma sıfatını hak eder. Bu sosyal-felsefe ( ya da sosyal olanın felsefesi) elbette kendi alt araştırma alanından ve öteki bilim ve bu bilimlerin alt araştırma alanlarından gelen verileri baz alarak konuşur genel üzerine. Bu önemli tartışmadan bugün genel anlamda Popper’in galip çıktığını söyleyebiliriz. Bunda günümüzde kendini kapitalist sistemin çelişkilerinin çoğu zaman üzerini örtmeye, kimi zaman bunlara geçici çözümler üretmeye adamış Amerikan sosyolojisi ve Amerikan tarzı sosyoloji eğitimi etkilidir. Sosyoloji eğitimi, sistemin işine yarayacak teknik eleman yetiştirme aygıtına dönüşmüş durumdadır. Güncel eğitim reformları ( örneğin Bologna süreci) tam da eğitimin bu yöndeki değişimini standartlaştırıp globalleştirmeye hizmet etmektedir. Hatta artık sosyoloji, felsefe gibi derslerin verilmesi bile gereksizdir bazı İngiliz parlamenterlere göre. Sistemin ihtiyacı olan sistemin işini görecek teknik elemanlardır. Bütünün (totalin) üzerine düşünen, çözümler üreten beyinler sistemin en son isteyeceği sosyolog ve filozof tipidir (68 hareketlerine öncülük edenler tüm ülkelerde genelde sosyoloji öğrencileriydi). Popper’ın dediği gibi tikelden ya da postyapısalcılar gibi dilden hareket etmenin ne manaya geldiğini bir örnekle açıklamaya çalışalım. Bugün kadınların sosyal hayatta erkeklere göre dezavantajlı olması ataerkil toplum yapısına dayandırılır. Ancak kimse bu ataerkil yapının neden değişmediği konusunda düşünmez. Frankfurtlular bu olguyu yani olumsuz olanın bir türlü değişmemesi durumunu kapitalist düzenin pek kutsadığı o burjuva aile yapısını yine kapitalist düzenin kendi bekası için koruması gerektiğiyle açıklarlardı. Bugün feminist hareketler postyapısalcıların da etkisiyle dil üzerinden sürdürülmektedir. Sorunun kökenine inip onu değiştirmek yani politik olarak aktif olmak yerine feminist tartışmalar dil üzerinden sürdürülmektedir: Kadınlara kadın mı yoksa bayan mı diyeceğiz. Sanki kadına bayan değil de kadın dediğimiz de kadın cinayetleri son bulacak, kadınlar toplumsal hayatta hak ettiği statüyü elde edeceklermiş gibi… Frankfurt okulu bir cephede Avusturya pozitivistlerine (Popper) karşı mücadele verirken diğer bir cephede Parisli postyapısalcılara (Lyotard, Derrida vs.) karşı bir mücadele veriyordu. Bu tartışmanın da Frankfurtlular aleyhine sonuçlandığını şimdiden söyleyebiliriz. Bunun da nedeni postyapısalcıların yapısöküm yöntemini ihrac eden Amerika’dır. Marksizme karşı açılan savaşta Amerika bundan daha iyi bir silah bulamazdı. Sadece yapısökümcülerin hakikatin dibine yerleştirdikleri dinamitin fitilini ateşlemek kalıyordu Amerikan kapitalizmine. Bugün sanatta, felsefede yaratıcılığa değil de taklide, eskiye ve popüler olana (eğlenceye-entertaiment) yaslanan Amerikan ruhuna ne kadar da benziyor postmodern ruh. Bu bir tesadüf müdür? Tuhaf olan aynı postmodern düşünürler sanatın, hayatın gayri ciddileşmesini en az postmodern karşıtı düşünürler kadar eleştirirler. Postmodern kendi kuyruğunu ısıran yılan gibidir adeta: kendisinin neden olduğu sonuçları eleştiren ama bunu değiştirmekten aciz bir düşünce gibi. Zira postmodernle özdeşleşen yapısöküm yöntemi gerçekliği değiştirmeyi kendine amaç edinen ve bu nedenle teori pratik birlikteliğini gerekli gören Marksizmin ve onun devamı olan Frankfurt okulunun aksine gerçekliği betimlemek, çelişkileri ortaya çıkarıp bırakmakla yetinir. Foucoult tarihin sıçramalarla ilerlediğini söylerken bu sıçramaların dinamiği hakkında hiçbir söz etmez. Postyapısalcılar özneyi iptal ettiklerinden ortada sanki kendinden menkul bir değişim dönüşüm varmış gibi bir izlenim edinir insan. Sonuç olarak ortada olan bitene neden olan bir özne yok ise o zaman kimseye de kızamaz insan. Olanı olduğu şekliyle kabullenmekten başka bir seçenek kalmaz ona. Lyotard’ın büyük anlatıların sonunu ilan ettiğini bununla da öncelikli olarak Marksizmi kastettiğini söylemiştik. Marksizm tıpkı Platon’un Devlet’i gibi bir sosyal teoriydi. Nasıl ki yapısöküm hayatı (aslında metin) okuma yöntemiyse Marksizm de, Frankfurt okulunun negatif diyalektiği de sosyal olanı okuma yöntemleridirler (sosyal teori). Bunlarda modernin amaçları (daha iyi bir topluma ulaşma hedefi) korunur. Yapısöküm, hermeneutik gibi bir metin okuma (analizi) yöntemidir aslında. Burada kimin ne dediği önemli değildir. Toplum nerede, nereye gidiyor bu sorular önemsizdir. Metin dilin yapılarıyla oluşur, dil düşünceden ayrı değildir. Bu bağlamda yapısökümcüler metni tarihsel gerçekliğinden koparır dolayısıyla onu (dolayısıyla da düşünceyi) kendi içine hapsederler (dil=metin=düşünce kendine referanslıdır). Peki gerçek öyle midir? Platon’un kendi içinde yaşadığı toplumun krizine bir çözüm üretmeye çalıştığını bilmemiz bize onu anlamada hiç mi bir şey söylemez? Postmodernde-postyapısalcılıkta düşünce kendi içine gömülür. Gerçeklik-tarih tukaka edilir. Postmodernistler aydınlanma aklının vardığı noktadan (1. ve 2. Dünya Savaşları) hareketle aydınlanmanın ve aklının iflasını ilan ederlerken Adorno ve Horkheimer aydınlanmayı çok daha gerilere (Homeros’un Odyssee’sine) kadar götürürler. Onlara göre aydınlanma bitmemiş bir projedir ve postyapısalcılar böyle yaparak aydınlanma sürecinin temeline dinamit yerleştirmektedirler. 1. ve 2. Dünya savaşları aydınlanmanın amaç edindiği aklın değil aydınlanma ideallerine ihanet eden burjuva sınıfının eseriydi. Buradan bakıldığında Habermas’ın sırf bu nedenle bu ideallerden vazgeçen postyapısalcıları neden tutucu ilan ettiği daha iyi anlaşılır. Postyapısalcılara göre de hala bu iflas etmiş ideallere tutunmaktır aslında tutuculuk. Bu içinden çıkılmaz zaten de çıkılamamış bir tartışmadır. Eleştirel teorinin (Frankfurt okulu) melankolik bilimiyle yapısökümcülerin metinle oynamaktan zevk alan biliminden söz edilir kimi metinlerde. Konuyla alakalı değil ama bu konuya değinmek istiyorum. Bu melankolik tavrı acaba Spinoza felsefesiyle açıklayabilir miyiz? Erich Fromm, Spinoza’nın Ethica kitabının bir psikoloji kitabı olduğunu söyler. Spinoza aklı kullanarak, süreçleri nedenleriyle birlikte kavramaya ve bu şekilde de daha iyi hayatın imkânına işaret etmektedir. Şimdi, etkileri nedenleri ile birlikte kavradığında insan, nasıl davranacağını da bilecektir. Kötülüğün ne olduğunu açıkça söylemese de kötünün ne olduğunu söyler bize Spinoza. Kötü olan, kötü karışımdır. Neyin neyle karışımının kötü sonuçlar doğuracağını önceden bilirsek, bununla ilgili mefhumlarımız varsa, kötü karışımlara engel olabiliriz. Zira kötünün nedenlerini bilmek müdahalenin önünü açacaktır. Bu bağlamda müdahalenin önünü açma meselesi oldukça önemlidir. Bu noktaya birilerinin değinip değinmediğini bilmiyorum ama bu nokta Spinoza felsefesi açısından çok önemlidir. Nedenleri bilinen olgular, teoride müdahaleye açılır. Ve işte tam da bu durum ayrı bir kedere sürükler insanı. Nedenleri bilindiği halde bazı şeyleri değiştirmeye insanın gücünün yetmemesi onu kederlendirecektir. Birçok Marxist’in melankolik oluşunu açıklar mı bu acaba? Bu ödev için yaptığım kısıtlı okumalarda şunu gördüm. Postmodernle ilgili konuşmalarda sanki bir yerlerde tüm maddi koşullardan, ekonomik-politik ilişkilerden bağımsız bir postmodernizm varmış gibi davranılıyor. Adorno, kapitalist- postmodern dönemde yazarın ölümüyle ilgili olarak şu soruyu sorardı herhalde. Kendi istediğini değil de popüler olanı, sermayenin istediğini, yüksek kar sağlayan ürünleri yazmak zorunda bırakılmış bir yazar, yazar ve (onurlu bir) insan olarak acaba ne kadar yaşıyordur?
Oktay Değirmenci
Oktay Değirmenci 10 gün önce
Bölüm 2: Tarihin ilk post moderninin, gelini döven eşine “Haklısın”, dayak yiyen geline “Sen haklısın”, iki saptamasından ancak birinin doğru olabileceğini hatırlatan arkadaşına da “Sen de haklısın” diyen Nasreddin Hoca olduğu söylenir. Temel Demirer “Post’un Nihayeti!” başlıklı yazısında postmodernizmi ağır bir dille eleştirir: “Postmodernizm hakikâti meçhulleştirip, görünmez kılarak buharlaştırır; gerçeğin aranıp, kazanılması cüretini törpüler; hakikâtin zamanın çocuğu olduğunu gölgeler. En büyük sermayesi umutsuzluk, vazgeçiş, anlaşılamazlık olan (ve artık “demode” bir terim olarak) postmodernizm, “Büyük anlatılar” bitti diyecek kadar ucuz bir “büyük anlatı”dır. “Büyük anlatılar” bitti diyen anlatıdan daha büyüğü olabilir mi?” Samuel Beckett’in, “Gırtlağına kadar boka batınca, tek çare şarkı söylemektir,” sözüyle betimlenmesi mümkün olan postmodernizm bir reddediştir, bir kırılmadır.” Postmodern Durum adlı kitabıyla söz konusu kavrama(postmodern) ününü kazandıran Jean-François Lyotard, modernin felsefi sistemlerinin iflas ettiğini ilan etmiştir. Gerçi ona göre bunlar felsefi sistem değil yalnızca anlatılardır. Modern anlatılar, dünya açıklamalarının her biri, genel yargılara varmak için merkezi bir ilkeyi (mesela ya tanrı ya da özne) temel almışlardır. Gelgelelim bu şekilde de heterojen olanı dışarıda bırakmış ya da tek (özel, bireysel) olanın kendine özgülüklerini genel bakış açıları içerisinde eritmişler, tek düzeleştirmişlerdir Lyotard’a göre. Wikipedia’nın Almanca sayfasında Lyotard’ın entelektüel mücadelesinin ilerleme ve özgürleşme yönelimli düşünceye (her ne kadar bunu açık açık belirtmese de en başta Marksizme) ve bu düşüncenin yöntemsel ilkelerine karşı olduğu belirtilmektedir: Bağlantılar, nedenler ve sonuçları sormaktansa dünya bilinmez olarak kabul edilmeli, hakikat ile yalanın ilkesel ayırt edilemezliğinden hareket edilmelidir Lyotard’a göre. Nesnellik çabası bile “totallik” iddiası olarak yaftalanır düşünür tarafından. Bu yaklaşımın karşı kutbunda Habermas özelinde Frankfurt okulu duruyordu. Habermas ile Lyotard durmadan birbirlerini tutuculukla suçluyorlardı. Frankfurtlulara göre Parisliler aydınlanmanın ideallerini terk etmişler, apolitikleşmişlerdi, bu bakımdan değişim taraftarı değiller dolayısıyla tutuculardı. Frankfurtlu düşünürler ise aydınlanmanın ideallerine, belli bazı dogmatik teorilere (Marksist teori) saplanıp kalmışlardı ve bu bakımdan da tutuculardı. Frankfurtlu düşünürler için idealleri/erekleri terk etmek aklı terk etmek anlamına gelmekteydi. Bu konuda hiç ödün vermiyorlardı. Marksist teorinin ekonomiyi okuma yönteminde zaten bir sorun yoktu. Hatta Marx’a karşı olan burjuva bireyler dahi savundukları ekonomik ilişki modelini anlamak için Marx’ı okuyorlardı. Sorun Marx’ın tıpkı Hegel gibi tarihi(diyalektiği) bir noktada (sentezde) yani komünist toplumda sonlandırmasıydı. Marx’ın yumuşak karnını oluşturuyordu bu ve karşıtları buraya yükleniyorlardı. Bu yönüyle Marksizm de boş büyük bir anlatı olarak tarihin çöplüğüne atılabilirdi. Adorno ve Horkheimer bunun farkındaydılar. Bu noktada diyalektik süreci, Marksizmi dolayısıyla insanlık kadar eski o kurtuluş umudunu/ ütopyayı, aklı, aydınlanmayı kurtarmanın peşine düştüler ve negatif diyalektiği geliştirdiler. Bu şekilde hakikat iddiasıyla ortaya tanımlar koymuyor ve teori pratik birlikteliğini koruyorlardı. Zaten felsefenin işi neydi ki? Felsefe eleştirel momentini kaybetmemeli ve var olanı eleştirmeli, bu şekilde de mevcut olanı değişime zorlamalıydı. Aydınlanma sürecini Homeros’un Odyssee’sine kadar geri götüren Adorno ve Horkheimer için yarım kalmış aydınlanma projesini gerçekleştirmek insanoğlu için başka türlü mümkün değildi. Felsefe sosyal olandan bağımsız değildi. Platon içinde yaşadığı dönemin toplumunda baş gösteren krizi (politik-anlamsal kriz) aşmanın derdindeydi. Tarihte hiçbir hiç bir filoz gökten düşmedi. Postmodernizmi, gerçeğin, öznellik tarafından deforme edilmesi olarak tanımlayanlar vardır. Postmodernite, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişmenin olanaklı kıldığı, sermayelerin, malların, insanların, imge, simge ve fikirlerin yeryüzü ölçeğinde eriştiği hızlı devingenliğe gönderme yapan bir kavramdır yani bir “durum”u tarif eder. [Bu devingenliğin gerisinde kapitalizmin neo-liberal evresinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir] Postmodernizm kavramı, yukarıda betimlenen devingenliği “veri” sayarak bunun üzerine inşa edilen bir “ideolojik duruş”u tanımlar. Bu duruşun sosyal bilimlerdeki tezahürü ise, sosyal görüngülerde her türlü bütünlük, tutarlılık fikrinin ilga olduğu, kategorilerin geçersizleştiği, sınırların bulanıklaştığı, “bütünü açıklama”ya yönelik kuramların iflas ettiği düşüncesi etrafında toplanmakta. Sosyal bilimlerde postmodernist yönelişin kimi veçhelerini şöylece sıralayabiliriz: i) Belirsizlik ve parçalanma… ii) Görecilik… iii) Eklektisizm: Hem teorik hem de metodolojik anlamda… iv) “Her şey uyar” yaklaşımı… v) Kuralların ve “büyük” kuramların/anlatıların reddi: Bilimlerin “yerel metinler”, en iyi olasılıkla “etnobilimler” olduğu, Batı merkezci bilim anlayışının diğer kültürel anlatılardan farklı, üstün vb. olmadığı fikri… vi) Bilimlerin temsil yetisinin reddi: Bilimsel anlatıların, betimledikleri gerçekliği yeniden kurguladığı, dolayısıyla tahrif ettiği; bu nedenle hiçbir zaman “nesnel” bir betimlemeye ulaşamayacağı fikri… vii) Metinsellik: Hem sosyal bilimlerin anlatılarının, hem de onların betimlediği sosyal görüngülerin farklı okumalara tabi olabilecek “metinler” olduğu vurgusu… viii) Özdüşünümsellik: Sosyal bilimcinin araştırma girişimi içerisinde kendi öznelliğinin katıldığını kabulü. Giderek araştırmasını kendisini/kendi kültürünün “keşfi”ne dönüştürmesi… ix) En önemlisi evrenselliğin reddi, yerel vurgusudur…
Oktay Değirmenci
Oktay Değirmenci 10 gün önce
Üni'deyken hazırladığım bir ödevdi. Konuya uygun olduğu için paylaşıyorum. Uzun olduğu için 3 bölümde paylaşıyorum. Bölüm 1: Postmodernizm Tartışması Modernite (biçim, kurumlar), modernizim (içerik, zihniyet), modernleşme (süreç), modern(ilk üçünün toplamı) ve bu kavramların önüne post(sonra, sonradan gelen) önekinin getirilmesiyle oluşturulan post modern sözcüğü, öteki üç kavramın çok yönlü olmaları bakımından belirsizdir. Gerçekte öyle olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte modern ve postmodern kavramları öncelikle zamansal bakımdan iki farklı dönemi imler. Latince şimdi, şu anda manalarına gelen “modo” kelimesinden gelen modern sözcüğü bugünün insanı için rönesanstan başlayıp ikinci dünya savaşının hemen sonrası arasında kalan dönemi ve bu döneme özgü sanat, politika, toplum yapısı, zihniyet vs.’ye işaret eder. Modern dönem tarihi özetle insanın kendi aklına güvenmeyi öğrenmesi, bu yolla “kendi eliyle düştüğü ergin olmama durumundan kurtulması” (Kant’ın aydınlanma tanımı) ve bu çok güvenilen aklın iflas etmesi şeklinde anlatılır. Bunun yanı sıra aynı dönemi insanın aklına güvenmeyi öğrenmesi, başlangıçta bu aklı (kiliseninkini değil de kendi aklını) amaç edinmesi fakat burjuva sınıfının ve bu sınıfın savunduğu ekonomik ilişki düzeninde(kapitalizm) bu ethos’un (aklın değil bu etiğin) iflas etmesi olarak yorumlayanlar da vardır (bkz. Adorno ve Horkheimer- Aydınlanmanın Diyalektiği). Modern olarak nitelenen bu dönemde evrensel bir akla, bu aklın yanılmazlığına olan inanç baskındır. Öte yandan aynı döneme özgü bir diğer inanç-düşünce ise akıl ile insanlığın daha iyi bir toplum idealine ulaşabileceği inancı/düşüncesidir. Öyle ki bu dönemde insanlığı bir bütün olarak kurtuluşa götürecek toplum modelleri (sosyal teoriler) ortaya atılmıştır (bkz. Comte, Marx vs.). Sosyolojinin yükselişe geçtiği ve bugün postmodern düşünürler olarak adlandırdığımız filozofların ortaya çıktığı dönemlerde (1950-80) patlak veren sosyolojinin yöntemi ve değer yargıları tartışması ekseninde devam eden pozitivizm tartışmasına (özellikle Adorno ve Popper üzerinden giden tartışma) değinmeden önce dekonstruksiyon, postmodern ve postyapısalcılık gibi kavramlara işaret etmek istiyorum. Postmodern, başlangıcı yirminci yüzyılın altmışlı yıllarına denk düşen modern sonrası kültür tarihsel bir periyodu imler. Buna karşın postyapısalcılık dendiğinde Deleuze, Lyotard, Derrida gibi bir takım filozof, psikoanalizci (Guattari, Lacan, Kristeva gibi) edebiyat eleştirmeni anlaşılır. Bunların hemen hepsi Fransız dil alanında ortaya çıkmıştır. Hatta Paris’in bu hareketin kalesi olduğu dahi söylenebilir. Altmışlı ve doksanlı yılların sonlarında ortaya çıkan teorilerin hemen hepsi genelde aynı şekilde Fransız olan yapısalcılara (Althusser, Levi Straus, Jakobson) dayanan teori yapılarıdırlar. Birinciler bu ikincilerin düşünüşlerini modifiye eder ve geliştirirler. Bu nedenle “post” ön eki hem zamansal anlamda bir gelişimi hem de önceki teori birikiminin reddedilmeden, bir kenara atılmaksızın aşılmasını vurgular. Dekonstruksiyon postyapısalcılık içerisinde özel bir yönelim çabası olarak değerlendirilir. Dil bilim çalışmalarıyla öne çıkan yapısalcılığın en önemli ismi Fransız dilbilimci Sassure’dür. Postyapısalcılığın Saussure’den devraldığı en önemli kavram Difference (farklılık, ayrılık) kavramıdır. Saussure’ün dildeki unsurların anlamlarını nerden aldıkları sorusuna verdiği yanıtla çok yakından ilgilidir bu kavram. Saussure öncelikle bir kurallar bütünü olan sistem olarak dil (langue) ile konuşma anında ortaya çıkan dil (parole) arasında ayrım yapar. Onun yöntemine göre dilbilim konuşma dilini (parole) değil, aksine soyut dili (langue) inceler. Dildeki kelimeler anlamlarını birbirlerinden farklı olmaları sayesinde alırlar. Bu demek işaretler pozitif olarak içerikleri sayesinde değil aksine negatif olarak dil sisteminin diğer parçalarıyla ilişkileri aracılığıyla belirlenirler. Buna göre “beş” ile “baş” kelimelerinin farklı değerleri/anlamı “e” ve “a” harflerinin farklı olmalarından kaynaklanır. Bu anlamda bir kelime algılandığında zihin bir bilgisayar gibi mevcut hafızasını tarar ve o kelimeyi anlamlandırır. Saussure bu anlamlandırma sürecini bir noktada nihayete erdirirken, Derrida bu sürecin asla nihayete ermeyeceğini zira dilin (dil sisteminin) bir merkez noktası olmadığını söyler. Bu demek ki Derrida onun teorisini, çağrışım zincirini zincirlerinden boşaltarak parçalar/tahrip eder/dağıtır. Bir sembol gördüğümde bu sembol bir dış gerçekliğe değil kendine gönderimde bulunur. Onu anlamak için öteki sembollerle karşılaştırırım. Ancak o sembollerden her birini anlamak için de karşılaştırmalar yapmak durumundayımdır. Bu karşılaştırma sonsuza kadar gider. Burada ilgili sembolle karşı karşıya kalanın bilgi birikimi, deneyimleri, psikolojisi işe karıştırılmıyor bile. Böyle bakıldığında nihai bir anlama ulaşılamayacağı söylenebilir. Postmodernde nihai bir anlam yoktur. Gerçeklik öyle görecedir ki herkes (kendince) haklıdır.
Senju Koten Taiho
Senju Koten Taiho 10 gün önce
tipi insanda önyargı oluşturan ama o önyargılardan dolayı konuşmalarındaki zeka sayesinde insana şok yaşatan biri.
Zeliha Toğtay
Zeliha Toğtay 10 gün önce
Çok doğru. Uygulanan politikalara uyumlu bilim yapmak için bilim insanlarının götü çıkıyor resmen. Dünya üzerinde kurgulanan sistemde akıllarına yatmayan her ne varsa çöpe atmaya çalışıyorlar. Temel Bilimlerinin tuzu kuru tabi Ah benim zavallı Sosyal Bilimlerim. İnsan bulunduğu her yere zor'luklarını da taşımak zorunda mı.?
Rafter Pearlen
Rafter Pearlen 10 gün önce
Gömlek süpermiş
Miray Gülsoy
Miray Gülsoy 10 gün önce
Nevzat hocam sizinle tanışmak harika kırk tane yorum yaptım bu sonuncu, bir sorum olacak. Bahsettiğiniz politically correct diktasının, kelimeler üzerinden kültürü anlamlı bir biçimde dönüştürme ihtimali var mı? Vurguladığınız boyutu çok anlamlı. Bunun dışında, anlamlı bir toplumsal dönüşüm için mevcut müdahale nasıl olsa etkili olurdu sizce? Hem bu konudaki hem de dil-kültür etkileşimi konusundaki görüşlerinizi duymayı çok isterim. Keşke ayrıntılı bir program çekseniz politically correct dalgasının hem anlamlı hem de etkisiz yanları ile ilgili.
Arda Ünlü
Arda Ünlü 10 gün önce
Çok çok güzeldi
Miray Gülsoy
Miray Gülsoy 10 gün önce
Flu tv'deki tüm bu insanlar biraraya gelip kültür krizini konuşsa mesela. Olmaz öyle saçma sanat, felsefe, fizik, kültür. Tam bi şölen olur. (seyirci meta hikaye aşeriyor belli ki) Bir de olmaz öyle saçma psikolojiyi bekliyoruz 4444 gözle < 3
Özdil
Özdil 10 gün önce
Hocam oda turu videosu çekin ya fnğdöeiaö
Kötülük! - Olmaz Öyle Saçma Felsefe B03
36:56
Revani meselesi - Yasak Elma 100. Bölüm
2:55
Yasak Elma
görünümler 428 B
Kırmızı Oda | 26. Bölüm | "İNİŞLERİM ÇIKIŞLARIM"
2:29:24
Yüreksiz Tilki
3:47
Buray - Topic
görünümler 348 B
Olmaz Öyle Saçma Tarih CANLI Bölüm 20
1:29:33
Revani meselesi - Yasak Elma 100. Bölüm
2:55
Yasak Elma
görünümler 428 B
Kırmızı Oda | 26. Bölüm | "İNİŞLERİM ÇIKIŞLARIM"
2:29:24
Yüreksiz Tilki
3:47
Buray - Topic
görünümler 348 B
HASTANELİK OLDUM ( KARA GÖMÜLDÜK ! )
9:13
Emre Gül
görünümler 73 B
GECE GİZLİCE SİNEMA SALONUNDA KALMAK !
22:10
Cihan Albayrak
görünümler 668 B
Kerimcan Durmaz - Peşimde (Official Video)
3:26
Kerimcan Durmaz
görünümler 9 Mn
Maraşlı 8. Bölüm
2:6:10
Maraşlı
görünümler 2,8 Mn